Detaylı Arama

İptal
Bulunan: 125 Adet 0.001 sn
- Eklemek veya çıkarmak istediğiniz kriterleriniz için 'Dahil' / 'Hariç' seçeneğini kullanabilirsiniz. Sorgu satırları birbirine 'VE' bağlacı ile bağlıdır.
- İptal tuşuna basarak normal aramaya dönebilirsiniz.
Filtreler
ON İKİ ADA NASIL KAYBEDİLDİ?

Rıdvan Yıldız

Tez | 2021 | İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu çalışmada bulunduğu konum itibari ile tarih boyunca birçok devlete ev sahipliği yapmış, Anadolu, Ege ve Akdeniz’in güvenliği açısından son derece önemli bir noktada bulunan On İki Ada’nın 1912 yılından itibaren Türk egemenliğinden çıkış sürecini; bu süreçteki siyasi, askeri ve diplomatik gelişmeleri inceleyerek Türkiye açısından On İki Ada’nın nasıl kaybedildiği sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Her ne kadar literatürde adaların sayısı 12 olarak geçse de Anadolu’nun güneybatı ucunda bulunan adaların sayısı 20’ye yakındır. Bu adalar topluluğunun On İki Ada olarak anılmasının sebebi adaların sayısı değil, geçmiş dönemlerde bu adal . . .arın yönetiminde 12 kişilik bir heyetin söz sahibi olmasından ileri gelir. On İki Ada ismi 1911 Trablusgarp Savaşı’ndan sonra Yunanca “Dodecanisos” yani On İki Ada tamlamasının kullanılmasıyla birlikte yaygınlaşmıştır. Osmanlı döneminde bu adalar grubuna Cezair-i Bahr-i Sefid deniliyordu. On İki Ada 16. Yüzyılın başında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı egemenliğine girmiş ve 1911’deki İtalyan işgaline kadar yaklaşık 400 yıl Türk toprağı olarak kalmıştır. 1912 yılındaki Uşi Anlaşması gereği “geçici” olarak İtalya’ya bırakılan On İki Ada, devam eden yıllardaki savaşlar ve siyasi gelişmeler nedeniyle bir daha geri alınamamış; 1923 tarihli Lozan Anlaşması gereği resmen İtalya’ya bırakılmıştır. İtalyanların II. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmalarından sonra adaların aidiyeti meselesi tekrar gündeme gelmiş ve 1947 Paris Anlaşması ile On İki Ada bu sefer Yunanistan’a bırakılmıştır. 1912-1945 yılları arasındaki dönemde meydana gelen gelişmeler, bu süreçte Türk Devletinin tutumu, adaların kaybedilmesi sürecinde yapılanlar, yapılmayanlar bu çalışma içerisinde belgelere sadık kalarak açıklanmaya çalışılmıştır Daha fazlası Daha az

İhsan modeli psiko-eğitim programının evlilikte uyum empati ve iletişim düzeyinde iyileştirici etkisinin incelenmesi

Emine Gül Yıldırımlı

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu araştırmanın amacı hazırlanan Bilişsel Davranışçı Psikoterapi yaklaşımıyla bütünleştirilmiş Manevi Danışmanlık Modeli olan İHSAN Modeli Psiko-eğitim Programının Evlilikte Uyum, Empati ve İletişim Düzeyine İyileştirici Etkisini incelemektir. Bu amaçla araştırmada Kontrol Gruplu Ön-test ve Son-test Deneysel Desen kullanılmıştır. Bu çalışma 25+25 çift deney ve 25+25 çift kontrol grubunda bulunan kadın ve erkekten 19 ile 65 yaş aralığındaki toplam 100 evli çifte uygulanmıştır. Araştırmada verileri, Deney ve Kontrol gruplarına Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, YDEUÖ İletişim Alt Ölçeği, YDEUÖ Empati alt Ölçeği ve Sosyodemoğrafik Bilgi Form . . .u ölçme araçlarının uygulanması sonucunda toplanmıştır. Deney gurubuna araştırmacı tarafından hazırlanan 4 Haftayı kapsayan 12 oturumluk İHSAN Modeline dayalı psiko-eğitim programı, zoom uygulaması üzerinden online canlı yayın olarak uygulanmıştır. Araştırma kapsamında deney grubuna psiko-eğitim verilirken, kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmamıştır. Yapılan Karşılaştırmalı analizler sonucunda Deney grubu öntest ve sontest verileri ile guruplar arasında öntest ve sontest verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmaya ulaşılması ihsan modeli psiko-eğitim programının evlilikte uyum, empati ve iletişim düzeyine pozitif yönde etki ettiğini göstermektedir. The aim of this research is to examine the Healing Effect of the İHSAN Model Psycho-education Program, which is a Spiritual Counseling Model integrated with the Cognitive Behavioral Psychotherapy approach, on the Level of Harmony, Empathy, and Communication in Marriage. For this purpose, Pre-test and Post-test Experimental designs with the Control Group were used in the research. This study was applied to a total of 100 married couples between the ages of 19 and 65, male and female in the 25+25 couples experimental and 25+25 couples control groups. In the study, the data were collected as a result of the application of the Renewed Dynasty Compatibility Scale, the NDEE Communication Sub-Scale, the NDEE Empathy Sub-Scale, and the Sociodemographic Information Form measurement tools to the Experimental and Control groups. In this context, the research was applied voluntarily to married couples living in different cities of Turkey, working in public and private institutions, and housewives. The psycho-education program based on the İHSAN Model, consisting of 12 sessions covering 4 weeks, prepared by the researcher, was applied to the experimental group as an online live broadcast over the zoom application. While psycho-education was given to the experimental group within the scope of the research, no action was taken to the control group. In the comparative analysis, the statistically significant difference between the experimental group pretest and post-test data and the intergroup pretest and post-test data shows that the Ihsan model psycho-education program affects the level of harmony, empathy, and communication in marriage Daha fazlası Daha az

ÖĞRETMENLERİN OLUMSUZ OTOMATİK DÜŞÜNCELERİ VE BOYUN EĞİCİ DAVRANIŞLARININ ÖZYETERLİK DÜZEYLERİNE ETKİSİNDE BENLİK SAYGISININ ARACI ROLÜ

Ahmet Alperen ÇETİN

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu araştırmanın amacı öğretmenlerin olumsuz otomatik düşünceleri ve boyun eğici davranışlarının özyeterlik düzeylerine etkisinde benlik saygısının aracı rolünü incelemektir.Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İstabul ili içindeki okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki özel ve devlet okullarında görev yapan öğretmenlerden kota örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmaya 235 kadın ve 98 erkek olmak üzere 333 öğretmen katılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği, Otomatik Düşün . . .celer Ölçeği, Öğretmen Özyeterlik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis H testi, Levene testi ve Bağımsız Gruplar t-Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre, öğretmen özyeterlik algısı yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çalışılan kademeye göre anlamlı bir farklılaşma göstermezken, hizmet süresi değişkenine göre pozitif yönlü anlamlı bir farklılaşma göstermektedir. Olumsuz otomatik düşünceler ve boyun eğici davranışlar öğretmen öz yeterliğini benlik saygısı üzerinden etkilemektedir. Olumsuz otomatik düşünceler ve boyun eğici davranışlar arttıkça benlik saygısı azalmakta, benlik saygısı azaldıkça öğretmen öz yeterliği azalmaktadır. The aim of this research is analysing the mediating role of self esteem in the relationship between teachers’ submissive behaviors and negative automatic thoughts and their perception of teacher efficacy. In this research, relational survey method is used. The study group of this research is made of teachers who is working at private and state preschool, primary school, middle school and high school in Istanbul by using quota sampling method. 333 teachers attend to this research. 235 of them are female and 98 of them are male. In order to collect data Rosenberg Self-Esteem Scale, Submissive Behaviors Scale, Automatic Thoughts Scale, Teacher Efficacy Scale and Personal Information Form are used. In this research, Pearson Correlation Analysis, Kruskal Wallis H test, Levene test and Independent Groups t-Test are used. According to the research, while the perception of teacher self-efficacy does not show a significant difference according to age, gender, marital status, education level and level of work,shows a significant positive difference according to the variable of service time.Negative automatic thoughts and submissive behaviors affect teacher self-efficacy through self-esteem. As negative automatic thoughts and submissive behaviors increase, self-esteem decreases, and as self-esteem decreases, teacher self-efficacy decrease Daha fazlası Daha az

Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda algılanan anne baba tutumlarının benlik saygısı ve özyeterlilik düzeyleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi

Hatice Büşra CANOĞLU

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Anne baba tutumları çocukların yüksek benlik saygısı ve özyeterlik düzeylerinde önemli bir yere sahiptir. Anne babaları ile iletiĢimleri kuvvetli olan bireylerin özgüvenli, fikirlerini rahatça dile getirebilen, giriĢken bireyler oldukları görülmektedir. Bu araĢtırma da öğrenme güçlüğü olan bireylerin, anne baba tutumları, benlik saygısı ve öz yeterlik düzeyleri arasındaki iliĢki incelenmiĢtir. AraĢtırmanın kapsamını 2020-2021 eğitim öğretim yılında Ġstanbul’da Özel Umut IĢıkları Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim gören 124 kız 126 erkek toplam 250 özel eğitime ihtiyacı olan bireylerden oluĢmaktadır. Katılımcılar araĢtır . . .maya gönüllülük esasına göre katılım sağlamıĢlardır. AraĢtırmada değerlendirmeler için Anne Baba Tutum Ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği (CBSÖ), Çocuk Özyeterlik Ölçeği ve öğrencilerin bilgileri için demografik bilgi formu kullanılmıĢtır. ÇalıĢma bulgularına göre; özel öğrenme güçlüğü yaĢayan çocukların benlik saygısı ve öz yeterlilik düzeyleri anne baba tutumlarına göre farklılaĢmamaktır. Katılımcıların algılanan öz yeterlik düzeyleri, benlik saygısı düzeyleri ve anne-baba tutumları kardeĢ sayısı, doğum sırası, yaĢ ve doğum sırasına göre farklılaĢma göstermezken, ebeveynlerin medeni durum ve eğitim seviyesine göre farklılaĢmaktadır. ÇalıĢmanın bulguları ilgili literatür kapsamında tartıĢılmıĢtır. Parental attitudes have an important place in children’s high self-esteem and self-efficacy levels. It is seen that individuals who have strong communication with their parents are self-confident, assertive individuals who can freely express their opinions. In this study, the relationship between parents attitudes, self-esteem, and self-efficacy levels of individuals with learning disabilities was examined.. The scrope of the research consists of 124 girls and 126 boys, a total of 250 individuals in need of special education, who were educated at the Umut IĢıkları Special Education and Rehabilitation Center in Ġstanbul in the 2020-2021 academic year. Participants participated in the research voluntarily. Parent Attitude Scale, Coopersmith SelfEsteem Scale (GIS), Child Self-Efficacy Scale and demographic information form for students information were used for evaluations in the study. According to the study findings; The self-esteem and self-efficacy levels of children with special learning difficulties do not differ according to their parents attitudes. While the participants perceived self-efficacy levels, self-esteem levels, and parental attitudes do not differ according to the number of siblings, birth order, age, and birth order, they differ according to the marital status and education level of the parents. The findings of the study were discussed within the scope of the relevant literatüre Daha fazlası Daha az

Covid-19 salgınının Türkiye'deki istihdam ve gelir dağılımına etkisi

EREN ÇOLAKOĞLU

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

İnsanlık ilk çağlardan bu yana birçok salgın hastalıkla karşı karşıya kalmıştır. Küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte bu salgınlar hızla yayılmaya devam etmektedir. Özellikle ticaret yoluyla yayılan bu salgınların sosyal, ekonomik, politik, kültürel, sosyal ve finansal sonuçları gözlemlenmiştir. Bu etkiler her toplumda değişen derecelerde hissedilmiştir. Bazı ülkeler bu etkileri daha derinden hissederken, bazı ülkelerde daha hafif hissedilmiştir. Bu etkilerinin yanı sıra salgın hastalıklar da birçok insanın ölümüne neden olmuştur. Salgın hastalıklarla mücadele etmek için her ülke kendi koşullarına göre birçok önlem almış ve bu . . .salgınların etkisini en aza indirmeye çalışmıştır. İnsanlığı derinden etkileyen ve yıkıcı etkisi her alanda hissedilen salgın hastalıklardan biri olan Covid-19, Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkmıştır. Kısa sürede tüm dünyaya yayılmış ve küresel bir salgına dönüşmüştür. Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19'u pandemi ilan etmiştir. Bu hastalık milyonlarca insanda bulunmuş ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Covid-19'un ortaya çıkmasıyla birlikte her ülkede farklı kısıtlamalar ve yasaklar getirilmiştir. Salgının her ülkeye yayılması, üretim ve tedarik zincirlerini etkilemiştir. Covid-19, küresel ekonominin daralmasına ve kriz dönemine girmesine neden olmuştur. Covid-19'un etkisi birçok sektörde hissedilmiş ve hatta bazı sektörleri durma noktasına getirmiştir.Türkiye'de diğer ülkeler gibi salgından etkilenmiştir. Özellikle, en yıkıcı etkilerden biri hizmet sektörü üzerinde olmuştur.Bu çalışmada, Covid-19'un ortaya çıkışı, özellikleri ve yaratmış olduğu etkiler, Türk ekonomisi üzerindeki etkileri, salgının ortaya çıkmasından sonra alınan tedbirler ve bu tedbirlerin getirileri ele alınmıştır. Sonraki aşamada, pandemi döneminde yaşanan ve yapılan çalışmalarla ilgili 15 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılıp, veriler toplanarak Nvivo12 analizi yapılmıştır. Humanity has faced many epidemics since its beginning. With the spread of globalization, these epidemics continue to spread rapidly. The social, economic, political, cultural, social and financial consequences of these epidemics, especially spread through trade, have been observed. These effects have been felt to varying degrees in every society. While some countries felt these effects more deeply, in some countries they were felt more mildly. In addition to these effects, epidemic diseases have also caused the death of many people. In order to combat epidemics, each country has taken many measures according to its own conditions and tried to minimize the effects of these epidemics. Covid-19, one of the epidemic diseases that deeply affect humanity and whose devastating effect is felt in all areas, emerged in Wuhan, China in December 2019. It spread all over the world in a short time and turned into a global epidemic. The World Health Organization declared Covid-19 a pandemic. This disease has been found in millions of people and has caused the death of millions of people. With the emergence of Covid-19, different restrictions and bans have been introduced in each country. The spread of the epidemic to every country has affected the production and supply chains. Covid-19 has caused the global economy to contract and enter a crisis period. The effect of Covid-19 was felt in many sectors and even brought some sectors to a standstill. Turkey, like other countries, was affected by the epidemic. In particular, one of the most devastating effects has been on the service sector. In this study, the emergence of Covid-19, its characteristics and its effects, its effects on the Turkish economy, the measures taken after the outbreak of the epidemic and the returns of these measures are discussed. In the next stage, indepth interviews were conducted with 15 people related to the studies experienced and carried out during the pandemic period, data were collected and Nvivo12 analysis was carried out Daha fazlası Daha az

VEGAN VE VEJETARYEN BESLENMEYE YÖNELIK YENI GASTRONOMI UYGULAMALARI

Feyza ŞANLI

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

İnsanların zaman içerisinde beslenme şekilleri etik, dini, kültürel ya da sağlık gibi sebeplerden ötürü sürekli değişime uğramıştır. Tüm bu sebepler ile birlikte karşımıza çıkan vejetaryen ve vegan diyeti, günümüzde giderek artış göstermektedir. Bu diyeti benimseyen kişiler sadece dini ve etik sebepler ile değil aynı zamanda bitkisel ağırlıklı beslenmenin de yararları ve hayvan etiği gibi kavramlar üzerinde durmaktadırlar. Giderek artış gösteren vejetaryen ve vegan beslenme şekli artık bir yaşam biçimi ve yaşam felsefesi haline gelmiştir. Bu yaşam felsefesinin benimsenmesi hem gastronomi alanını hem de turizm alanını etkilemektedir. . . . Dünyadaki vejetaryenlik oranına bağlı olarak vejetaryen/vegan oteller, festivaller, restoranlar, vejetaryen/vegan menüler gibi birçok uygulama yapılmaktadır. Aynı zamanda V-Label etiketi vejetaryen ve vegan kişiler için günümüzde güvenli gıda tüketmeleri için yapılan bir yeniliktir. Türkiye‟de ise gerek dini gerek kültürel sebepler ile bu değişiklikler geç uygulanmaktadır. Ancak yapılacak etkinliklerin sayısı ve niteliği arttırılarak katkı sağlanabilecektir. Bu çalışma ile birlikte beslenme kavramından başlayarak vegan ve vejetaryen kavramları açıklanmıştır. Vegan ve vejetaryen kavramlarının çeşitleri ve birçok açıdan değerlendirmesi ele alınarak yeni uygulamaların çıkması bağdaştırılmıştır. Günümüzde hali hazırda var olan vegan ve vejetaryen restoranlar, kitaplar, programlar, Silikon Vadisi yiyecekleri, bitki proteininden elde edilen et, yumurtasız mayonez gibi birçok örneklerle çalışmanın konusu derinleştirilmiştir. Bunların dünyada, ülkemizde bilinirliği ve uygulanması arasındaki bağlantı ise tartışılmıştır. In a time of period, people's diet shave changed constantly because of ethical, religious, cultural or health reasons. Vegetarian and vegan diet sare in creasing day by day because of all that reasons. People keep doing this types of diet focus not only on religious and ethical reasons, but also on concepts such as the benefits of plantbased nutrition and animalethics. Increasingly, vegetarian and vegan diets have become a life style and philosophy of life. This type of life philosophy affects both the field of gastronomy and tourism. Depending on the rate of vegetarianism in the world, many applications are carried out such as vegetarian/vegan hotels, festivals, restaurants, vegetarian/vegan menus. At the same time, the V-Label stickers are a good reform for vegetarian and vegan people for consuming a safety food. In Turkey, these changes are applied late due to both religious and cultural reasons. However, contribution can be made by increasing the number and quality of the activities to be held. With this study, the concepts of vegan and vegetarian are explained by starting from concept of nutrition. The types of vegan and vegetarian concepts and their evaluation in many aspects were discussed and the new applications was associated. The subject of the study has been deepened with many examples such as vegan and vegetarian restaurants, books, programs, Silicon Valley foods, meat obtained from plant protein, egg-free mayonnaise. The connection between their awareness in the world and application in our country has been discussed Daha fazlası Daha az

TÜRKİYE’DE GIDA TAKVİYELERİNDE KULLANILAN BAŞLICA TIBBİ AROMATİK BİTKİLERİN FONKSİYONEL ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Göknil USTA

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu araştırmanın amacı ticari gıda takviyelerinin bileşiminde yer alan başlıca tıbbi aromatik bitkilerin belirlenmesi ve sağlık üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla İstanbul ’da pazarlanan 40 farklı gıda takviyesi örneği toplanmış ve etiketlerinde yer alan bilgiler incelenmiştir. Gıda takviyesi etiketlerinde sağlık beyanı bulunmasına izin verilmemektedir. Bu nedenle bitkilerin fonksiyonel özellikleri literatür bilgilerine göre irdelenmiştir. İncelenen gıda takviyeleri 15 farklı firma tarafından üretilmiştir. Örneklerin 18’i kapsül, 10’u ekstrakt, 9’u macun ve 3’ü toz formundadır. Gıda takviyesi etiketlerinde adı geçen . . .bitki türü sayısı 46’dır. Bu bitkilerin çoğu farklı preparatlar içerisinde yer almaktadır. En fazla gıda takviyesi bileşiminde yer alan bitkiler ısırgan, zerdeçal, civan perçemi ve sarı kantarondur. Isırgan ve zerdeçal 40 preparatın 6’sında yer alırken civan perçemi ve sarı kantaron 5’inde yer almıştır. Gıda takviyesi etiketlerinde 4 kez yer alan bitkiler ise ekinezya, hatmi çiçeği, keten tohumu, mayıs papatyası ve zencefildir. Bunları 3 kez ile çörek otu, deve dikeni, oğul otu (melisa) izlemektedir. Kapsül ve toz formundaki preparatların bileşiminde genellikle tek bitki yer alırken ekstrakt ve macun formundaki preparatların çoklu bitki karışımından oluştuğu görülmektedir. Tıbbi aromatik bitkilerin fonksiyonel etkileri üzerinde çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalarda tıbbi aromatik bitkilerin çok sayıda fonksiyonel özelliğinden söz edilmektedir. Dolayısı ile bu araştırmalarda belirtilen olumlu etkilerin insanlar üzerinde uygulanmasında dikkatli olunması gereklidir. Araştırmalarda en sık rastlanan fonksiyonel özelliklerin yangı önleyici, diyabeti önleyici, kolesterol düşürücü, idrar söktürücü, tümör önleyici gibi yaygın hastalıklarla ilişkili olduğu görülmektedir. Ancak tüketicinin bu konuda başvuracağı güvenli bir kaynak yoktur. Dolayısı ile sosyal medya ve tanıtım belgelerinde yer alan yanıltıcı bilgilerin etkisinde kalındığı bir gerçektir. The aim of this research is to determine the main medicinal aromatic plants in the composition of commercial food supplements and to evaluate their effects on health. For this purpose, 40 different food supplement samples marketed in Istanbul were collected and the information on their labels were examined. Health claims are not allowed on food supplement labels. For this reason, the functional properties of plants were examined according to the literature. The examined food supplement was produced by 15 different companies. 15 of the samples are in the form of capsules, 10 of them are in the form of extract or liquid, 9 of them are in the form of paste and 3 of them are in powder form. The number of plant species mentioned on food supplement labels is 46. However, the number of preparations in their composition is not the same. The plants that take the most place in the food supplement composition are nettle, turmeric, yarrow and St. John's Wort. Nettle and turmeric took place in 6 of 40 preparations, while yarrow and St. John's Wort took place in 5 of them. Plants that appear 4 times on food supplement labels are echinacea, marshmallow flower, flaxseed, may chamomile and ginger. These are followed by black cumin, thistle and lemon balm three times. While the composition of the preparations in the form of capsules and powders usually includes a single plant, it is seen that the preparations in the form of extracts and pastes consist of a mixture of multiple herbs. There are many studies on the functional effects of medicinal aromatic plants. Many functional characteristics of medicinal aromatic plants are mentioned in these studies. Therefore, it is necessary to be careful when applying the positive effects stated in these studies to humans. Studies show that the most common functional characteristics are associated with common diseases such as anti-inflammatory, antidiabetic, cholesterol-lowering, diuretic, anti-tumor. However, there is no reliable source that the consumer can refer to in this regard. Therefore, it is a fact that the consumer is under the influence of misleading information in social media and promotional documents Daha fazlası Daha az

MOBBİNG VE İŞ TATMİNİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE İNCELENMESİ

TUBA ÇEVİK AYDIN

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

İşyerinde mobbing veya psikolojik taciz, çalışma hayatının varlığından bu yana yaşanan bir konudur. Tüm işyerlerinde ortaya çıkabilen ve herkesin maruz kalabildiği mobbing davranışının, bireysel, örgütsel ve hatta toplumsal düzeyde ciddi olumsuz sonuçları olabilmektedir. Mobbing davranışının, özеӏ gеrеkѕіnіmӏі ƅіrеуӏеrі ԁеѕtеkӏеmеktеn ѕοrumӏu olan özеӏ еğіtіm vе rеhаƅіӏіtаѕуοn mеrkеzі çаӏıșаnӏаrı arasında da yaşandığı görülmektedir. Özеӏ еğіtіm öğrеtmеnӏеrіnіn уükѕеk οrаnԁа mοƅƅіngе mаruz kаӏԁıkӏаrı, mοƅƅіng ѕοnrаѕı уükѕеk οrаnԁа öfkе, ѕtrеѕ, üzüntü gіƅі ԁuуguӏаr уаșаԁıkӏаrı, аğırӏıkӏı οӏаrаk рrοfеѕуοnеӏ vе ѕözӏü mοƅƅіngе mаruz kаӏԁ . . .ıkӏаrı belirtilmektedir. Ӧzеӏӏіkӏе özеӏ еğіtіm vе rеhаƅіӏіtаѕуοn mеrkеzӏеrіnіn tοрӏumѕаӏ fауԁаӏаrı vе mοƅƅіngіn οӏumѕuz еtkіӏеrі ƅіr аrаԁа ԁüșünüӏԁüğünԁе, özel eğitim merkezlerinde mobbing olgusunun farkına varılması, nedenlerinin belirlenmesi ve önlemlerin geliştirilmesi önemli bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede bu çalışmada mobbing ve iş tatmini arasındaki ilişkinin özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel nitelikteki bu çalışmada ilişkisel tarama modeli esas alınmıştır. Araştırmanın örneklemini kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplamak maksadıyla anket yöntemi kullanılmıştır. Ankette, sosyo-demografik bilgi formu, Mobbing Ölçeği ve İş Tatmini Ölçeği yer almaktadır. Verilerin analizi IBM SPSS v26 yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada tanımlayıcı istatistiksel analizler, güvenilirlik analizi, geçerlilik analizi, normal dağılım analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve fark testleri gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda mobbingin iş tatmini üzerinde olumsuz yönde ve anlamlı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında mobbingin yaşa, cinsiyete ve çalışma süresine göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca iş tatmininin yaşa, cinsiyete ve medeni duruma göre anlamlı seviyede farklılaştığı görülmüştür. Mobbing or psychological harassment in the workplace has been an issue since the existence of working life. Mobbing behavior, which can occur in all workplaces and can be exposed to everyone, can have serious negative consequences at the individual, organizational and even social level. It is observed that mobbing behavior is also experienced among special education and rehabilitation center employees who are responsible for supporting individuals with special needs. It is stated that special education teachers are exposed to mobbing at a high rate and they experience emotions such as anger, sadness and stress after mobbing. When the social benefits of special education and rehabilitation centers and the negative effects of mobbing are evaluated together, recognizing the phenomenon of mobbing in special education centers, determining its causes and developing measures emerge as an important issue. In this context, it is aimed in this study to examine the effect of mobbing behavior on job satisfaction in special education and rehabilitation centers. In this cross-sectional study, the relational screening model was used. The sample of the study consists of a total of 301 participants selected by convenience sampling method. Survey method was used to collect data in the study. The questionnaire includes a socio-demographic information form, Mobbing Scale and Job Satisfaction Scale. Data analysis was performed with IBM SPSS v26 software. Descriptive statistical analyzes, reliability analysis, validity analysis, normal distribution analysis, correlation analysis, regression analysis and difference tests (t-test, ANOVA) were performed in the study. As a result of the analysis, it has been determined that mobbing has a negative and significant effect on job satisfaction. In addition, it was determined that mobbing significantly differed according to age, gender and working time. Moreover, it was observed that job satisfaction differed significantly according to age, gender and marital status Daha fazlası Daha az

ALGILANAN EBEVEYN İLİŞKİSİ İLE YETİŞKİNLİKTE GÖRÜLEN DUYGUSAL TEPKİSELLİK DÜZEYİ VE EVLİLİKTE EBEVEYN ÇOCUK İLETİŞİMİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

Yaşa AKARSLAN

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Aile bireyin karakterinin şekillendiği yerdir. Anne karnından başlamak üzere bebeklik ve çocuklukta yoğun olmak kaydıyla birey ölene kadar anne babasının etkisi altındadır. Bu etki bireyin kendi duygu, tutum ve davranışlarını etkilediği gibi birey ailesinden miras aldığı bu duygu, tutum ve davranışları kendi çocuklarına da aktarabilmektedir. Bu ilişki ağının anlaşılması anne babanın çocuklarla daha nitelikli vakit geçirmesini, ilişki düzeylerinin artırılmasını, çocuk eğitiminin niteliğinin artırılmasını ve bu olumlu mirasın sonraki nesillere de aktırılmasını sağlayabilir. Bu nedenle bu ilişkilerin araştırılması önemlidir. Buradan ha . . .reketle, bu araştırmada algılanan ebeveyn ilişkisi ile yetişkinlikteki duygusal tepkisellik düzeyi ve bireyin kendi evliliğinde ebeveyn çocuk iletişim durumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri anket yöntemiyle en az bir çocuğu bulunan 390 kadın ve erkekten toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS programı üzerinde Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi, t test ve ANOVA testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları kişinin kendi anne babasının aile ilişkilerini algılama düzeyi ile kendi duygusal tepkisellik düzeyi arasında bazı alt boyutlar açısından anlamlı ilişkileri olduğunu göstermiştir. Kişinin kendi anne babasının aile ilişkilerini algılama düzeyi ile kendi çocuğuyla iletişim düzeyi arasında da anlamlı ilişkilerin olduğu bulunmuştur. Duygusal tepkisellik düzeyleri ile çocukla iletişim düzeyi arasında da negatif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Algılanan ebeveyn ilişki düzeyinin eğitim düzeyine göre farklılaşmazken cinsiyete, yaşa, medeni duruma, anne eğitim düzeyine ve baba eğitim düzeyine göre bazı alt boyutları için farklılaştığı bulunmuştur. Duygusal tepkisellik düzeyinin yaşa, medeni duruma, anne eğitim düzeyine ve baba eğitim düzeyine göre farklılaşmazken cinsiyete ve eğitim düzeyine göre bazı alt boyutları için farklılaştığı bulunmuştur. Çocuğuyla iletişim düzeyinin medeni duruma ve anne eğitim düzeyine göre farklılaşmazken cinsiyete, yaşa, eğitim düzeyine ve baba eğitim düzeyine göre bazı alt boyutları için farklılaştığı bulunmuştur. The family is where the character of the individual is shaped. Starting from the mother's womb, the individual is under the influence of his parents until he dies. The influence coming from parent particularly in infancy and childhood affects the individual's own feelings, attitudes and behaviors, and the individual can transfer these feelings, attitudes and behaviors inherited from his family to his own children. Understanding this relationship network can enable parents to spend more quality time with their children, increase their level of relationship, increase the quality of children's education, and pass on this positive legacy to future generations. Therefore, it is important to investigate these relationships. From this point of view, in this study, it was aimed to examine the relationships between the perceived parental relationship and the level of emotional reactivity in adulthood and the parent-child communication status in the individual's own marriage. The data of the study were collected from 390 men and women who have at least one child by questionnaire method. The data of the study were analyzed by using Pearson product moment correlation analysis, t test and ANOVA test on SPSS program. The findings of the study showed that there is a significant relationship between one's own parents' perception of family relationships and one's own emotional reactivity level in terms of some sub-dimensions. It was also found that there are significant relationship between the level of perception of family relations of one's own parents and the level of communication with one's own child. Negatively significant relationships were also found between emotional reactivity levels and the level of communication with the child. While the perceived parental relationship level did not differ according to education level, it was found to differ for some sub-dimensions according to gender, age, marital status, mother's education level and father's education level. While the level of emotional reactivity did not differ according to age, marital status, mother's education level and father's education level, it was found to differ for some sub-dimensions according to gender and education level. While the level of communication with her child did not differ according to marital status and mother's education level, it was found to differ for some subdimensions according to gender, age, education level and father's education level Daha fazlası Daha az

İNTERNET BAĞIMLILIĞI İLE AKADEMİKERTELEME ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

İLKNUR CAN

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu araştırmanın temel amacı; ortaokul öğrencilerinde internet bağımlılığı ve akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bunun yanı sıra öğrencilerin internet bağımlılığı ile akademik erteleme davranışlarının cinsiyet ve sınıf seviyesine göre farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2021-2022 eğitim-öğretim yılında İstanbul Beşiktaş ilçesindeki devlet okulunda öğrenim gören (363) kız ve (347) erkek toplam 710 öğrenci oluşturmaktadır. Sosyo-demografik Bilgi Formu, öğrencilerin internet bağımlılığına yönelik bilgi elde etmek için" İnternet Bağımlılığı Ölçeği", akademik erteleme . . . davranışına yönelik bilgi elde etmek için "Akademik Erteleme Ölçeği" veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre internet bağımlılığı ölçeği puanları ile akademik erteleme ölçeği puanları ve ölçeklerin alt boyutları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur. İnternet bağımlılığı ile akademik erteleme ölçeğinin toplam puan ortalamaları arasında cinsiyete göre anlamlı bir farklılığın olmadığı fakat sınıf seviyesi arttıkça internet bağımlılığı ve akademik erteleme puanlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. The main purpose of this research is; to examine the relationship between internet addiction and academic procrastination behavior in secondary school students. In addition, it was aimed to investigate whether students' internet addiction and academic procrastination behaviors differ according to gender and grade level. The sample of the research consists of a total of 710 students (363) girls and (347) boys who study at the public school in the Beşiktaş district of Istanbul in the 2021-2022 academic year. Socio-demographic Information Form, "Internet Addiction Scale" to obtain information about students' internet addiction, and "Academic Procrastination Scale" to obtain information about academic procrastination behavior were used as data collection tools. According to the results of the study, a moderate positive correlation was found between internet addiction scale scores and academic procrastination scale scores and sub-dimensions of the scales. It was concluded that there was no significant difference between the total mean scores of the internet addiction and academic procrastination scale according to gender, but the internet addiction and academic procrastination scores increased as the grade level increased Daha fazlası Daha az

TÜRKİYE’DE 2010-2020 YILLARI ARASINDA KURUM KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE YAZILMIŞ TEZLERİN İNCELENMESİ

Oğuzhan TAŞ

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu çalışmada, 2010-2020 yılları arasında Türkiye’de Kurum kültürü alanında yazılmış yüksek lisans tezlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma içeriğinde doğrudan kurum kültürü ile alakalı olarak tamamlanan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) sisteminde kayıtlı tezler ele alınıp incelenmiştir. Bu anlamda, kurum kültürü ile ilgilenildiği için araştırmaya kurum kültürü içeren tüm alanlarda yazılan tüm yüksek lisans tezleri dahil edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın kapsamını, kurum kültürü konusunda yapılmış 22 adet yüksek lisans tezinden oluşturmaktadır. Araştırmada, nitel doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Belirlenen kriterler doğrultu . . .sunda tezlerin tam metinleri YÖK sisteminden kayıt altına alınmıştır. Tezler, araştırma kapsamında belirlenen alt başlıklara göre incelenmesi yapılmıştır. Bu başlıklarla ilgili dağılımda, betimsel analiz yöntemlerinden ve yüzdelik dağılımlarından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarında ülkemizdeki kurum kültürü konusu ile ilgili 2010-2020 yılları arasındaki tez çalışmalarının sayısının yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Bundan dolayı yüksek lisans tezlerinin arttırılması ve yaygınlaştırılması önerilmektedir. In this study, it is aimed to examine the master's theses written in the field of corporate culture in Turkey between the years 2010-2020. In the study, the theses registered in the YÖK system, which were written directly related to the corporate culture, were handled and examined. In this sense, all master's theses written in all fields containing corporate culture were included in the study, since corporate culture is concerned. In this context, the scope of the research consists of 22 master's theses on "corporate culture". Qualitative document analysis method was used in the research. In line with the determined criteria, the full texts of the theses were recorded from YÖK system. Theses were examined according to the sub-titles determined within the scope of the research. In the distribution of these titles, descriptive analysis methods and percentage distributions were used. In the results of the research, it has been determined that the number of thesis studies between the years 2010-2020 on the subject of corporate culture in our country is not sufficient. Therefore, it is recommended to increase and disseminate master's theses Daha fazlası Daha az

ÖZEL YETENEK TANISI ALMIŞ VE ALMAMIŞ İLKOKUL 3. VE 4. SINIF ÖĞRENCİLERİN MÜKEMMELİYETÇİLİK, UMUT VE KAYGI DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ

RECAİ ÖZKAN

Tez | 2022 | İstanbul Topkapı Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Bu araştırmanın konusunu, özel yetenekli tanısı almış ve almamış ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerin mükemmeliyetçilik özellikleri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkide öğrencilerin umut düzeylerinin biçimlendirici rolünün incelenmesi oluşturmaktadır. Ayrıca araştırmanın mükemmeliyetçilik ile kaygı düzeyinin demografik değişkenlere (cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik statüleri) göre farklılaşması da test edilmiştir. Çalışmaya İstanbul ilinde bilim ve sanat merkezleri ve ilkokullarda 3. ve 4. sınıfa devam eden toplam 551 öğrenci katılmıştır. Araştırma örnekleminde 276 özel yetenekli tanısı almış öğrenci ve 275 özel y . . .etenekli tanısı almamış öğrenci bulunmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar incelendiğinde, özel yetenek tanısı almış öğrencilerin hem mükemmeliyetçilik hem de kaygı puanları tanı almamış öğrencilere kıyasla daha yüksektir. Her iki grupta da öğrencilerin umut ve kaygı düzeyleri arasında negatif yönlü ve anlamlı bulunmuştur. Özel yetenek tanısı almış öğrencilerde, mükemmeliyetçilik düzen alt boyutu negatif; hatalara aşırı ilgi, ailesel eleştiri, davranışlardan şüphe, aile beklentileri puanları ile kaygı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Umut düzeyinin mükemmeliyetçilik ile kaygı arasında biçimlendirici etkisinin araştırıldığı modelde ise örneklem gruplarından sadece normal zekaya sahip öğrencilerde mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar alt boyutu ile umut düzeyi etkileşimimin kaygıyı anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca her iki grupta da anne-baba eğitim durumunun, mükemmeliyetçilik ve kaygı puanları üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. The subject of this research is to examine the formative role of students' hope levels in the relationship between perfectionism characteristics and anxiety levels of primary school 3rd and 4th grade students who have been diagnosed as gifted or not gifted. In addition, the differentiation of perfectionism and anxiety level of the research according to demographic variables (gender, education level of parents, socioeconomic status) was also tested. A total of 551 students attending the 3rd and 4th grades in science and art centers and primary schools in Istanbul participated in the study. In the research sample, there are 276 students who were diagnosed as gifted and 275 students who were not diagnosed as gifted. When the results obtained from the study are examined, both perfectionism and anxiety scores of students diagnosed with special talent are higher than students who have not been diagnosed. In both groups, students' hope and anxiety levels were found to be negative and significant. In the perfectionism order sub-dimension is negative in the students diagnosed with special abilities; A positive and significant relationship was found between the scores of excessive attention to mistakes, familial criticism, suspicion of behavior, family expectations and anxiety. In the model in which the formative effect of hope level between perfectionism and anxiety was investigated, it was found that the interaction between perfectionism's personal standards subdimension and hope level significantly predicted anxiety only in students with normal intelligence from the sample groups. In addition, it was found that the educational status of the parents had an effect on perfectionism and anxiety scores in both groups Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
Tamam

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms